the road not taken

atacamadesert
bir robert frost şiiri.

two roads diverged in a yellow wood,
and sorry i could not travel both
and be one traveler, long i stood
and looked down one as far as i could
to where it bent in the undergrowth;

then took the other, as just as fair,
and having perhaps the better claim,
because it was grassy and wanted wear;
though as for that the passing there
had worn them really about the same,

and both that morning equally lay
in leaves no step had trodden black.
oh, i kept the first for another day!
yet knowing how way leads on to way,
i doubted if i should ever come back.

i shall be telling this with a sigh
somewhere ages and ages hence:
two roads diverged in a wood, and i—
i took the one less traveled by,
and that has made all the difference.
atacamadesert
bu selahattin özpalabıyıklar tarafından yapılmış ama henüz yayımlanmamış bir çevirisi:

gidilmeyen yol

sarı bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
ikisinden birden gidemediğim ve yoldaki
tek yolcu olduğum için üzgün, uzun uzun
baktım görene kadar birinci yolun
otlar çalılar arasında kıvrıldığı yeri;

sonra öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
ve belki çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
gidilmeye daha çok hakkı vardı; oysa
ordan gelip geçenler iki yolu da
eş ölçüde aşındırmıştı hemen hemen,

ve o sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
hiçbir adımın karartmadığı yapraklar içinde,
ah, başka bir güne sakladım yolların ilkini!
ama bilerek her yolun yeni bir yol getirdiğini,
merak ettim geri gelecek miyim diye.

iç geçirerek anlatacağım bunu ben,
nice yaşlar nice çağlar sonra bir yerde:
bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –
ben gittim daha az geçilmişinden,
ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.

bu da suphi aytimur’un 1994’te iyi şeyler yayıncılık’tan çıkan "ateş ile buz" derlemesinde yer alan çevirisi:

gidilmeyen yol

yol çatallanıyordu sararmış bir koruda;
ikisinde birden yol alan tek yolcu olayım!
yazık ki olamazdı bu. yolun biri uzakta
baktım bükülüyordu çalıların ardında,
orada uzun süre durup o yola baktım;

sonra saptım öbürüne, bu da onca güzeldi,
belki aynı yolu seçerdi yerimde kim olsa,
çünkü çimenlerle kaplıydı, çiğnenmeliydi;
ama aslı aranırsa yolların her biri
aynı ölçüde aşınmıştı ayaklar altında.

ikisi de yapraklar altındaydı o şafakta,
ve ayak altında kararmamıştı renkleri.
oh, ilk yolu bıraktım bir başka zamana!
ama bildiğimden nasıl açılır yol yola,
ummuyordum bir daha döneyim geri.

yıllar-yıllarca uzakta bugünlerden
bir iç çekişle söyleyeceğim şunu:
çatallanıyordu yol bir koruda ve ben - -
ben saptım birine azdır diye oradan geçen,
işte bütün ayrımı yapan bu oldu.



neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol